
Günümüzde hangi düşünceden, hangi dinden ve miletten olursa olsun neredeyse tüm insanların en önemli ortak taleplerinden biri özgürlüktür. İnsan bedeni ve zihni özgür olduğu, kendisini rahatça ifade edebildiği, dilediği gibi yaşayabildiğinde sağlıklı olur. Yaşamının herhangi bir alanında baskı altına alınan bir insan kısa bir süre içinde huzurunu, neşesini, üretebilme yeteneğini yitirmeye başlar. Yakın geçmişte Sovyet Rusya'da ve halen Çin'de yaşayan insanların çoğunun yüzlerindeki soğuk, neşesiz ifade, bakışlarındaki donukluk hatırlandığında, özgür düşünmenin ve özgür yaşamanın insan hayatında ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılacaktır.
İnsan hayatının çok önemli bir parçası olan, hayat kalitesini yükselten özgürlük, insana Allah'ın verdiği bir nimettir. Din ahlakını bilmeyen, özellikle de İslam'ı tanımayan veya yanlış kaynaklardan ve örneklerden İslam hakkında bilgi edinen kimi insanların ise, bu konuda birçok önyargısı, yanlış kanaati olmaktadır. Bu insanlar, hiçbir doğruluğu olmadığı halde, İslam'ın yaşam alanlarını kısıtlayacağını, özgürlüklerini engelleyeceğini, düşüncelerini kontrol altına alacağını, sanatı ve bilimi sınırlandıracağını sanmaktadırlar. Oysa İslam insanlara düşünce, ibadet ve ifade özgürlüğü sağlayan, insanların her türlü hakkını koruma altına alan ve daha da önemlisi insanlara gerçek özgürlüğü sunan bir dindir. Elinizdeki broşürün ilerleyen sayfalarında Kuran ayetleri ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hayatından örneklerle bu gerçeği detaylı olarak anlatacağız.
Ama öncelikle şu gerçeğin iyi anlaşılması önemlidir: Allah insanlara kolaylık, rahatlık, mutluluk ve neşe diler. Allah kullarına zulmedici değildir. Allah'ın emri olan din de insanlara en huzurlu, en mutlu, en güvenli, en asil, en kaliteli, en rahat, en zevkli yaşamın nasıl olacağını gösterir. Dinde baskı yoktur. Dinde zorlama yoktur. Bir insan Allah'ın varlığını ve birliğini, aklıyla, vicdanıyla görerek iman eder ve dini yaşar. Din bir gönül kabulüdür. Bir insan dini yaşamaya zorla mecbur bırakılırsa, bu insan dindar olmaz, münafık olur. Münafık ise Allah'ın Kuran'da bildirdiği üzere, Allah'ın azabını hak eden ve cehennemin en aşağısında olan bir mahluktur. Üstelik münafık sadece kendine zarar vermekle kalmaz, iki yüzlü, samimiyetsiz ve oyuncu yapısıyla tüm toplum için bir tehlikedir. Böyle bir tehlikeyi kendi eliyle meydana getirmek, toplum içinde münafıklar ve münafıkane bir sistem oluşturmak, Müslümanların asla istemeyeceği birşeydir. Her Müslüman Kuran ahlakının gereği olarak insanlara doğru yolu göstermekle, onları iyiliğe davet etmekle ve kötülükten men etmekle yükümlüdür. Ama bu hiçbir zaman bir insanı kendisi gibi düşünmeye, kendisi gib yaşamaya, kendisi gibi davranmaya, kendisi gibi giyinmeye mecbur etmek anlamına gelmez. Müslüman doğruyu gösterir, seçimi karşısındaki kişiye bırakır. Bu Allah'ın Kuran'da bildirdiği hükümdür.
Bununla birlikte Müslüman yaşadığı toplum içerisinde, her türlü düşüncenin ve inancın rahatça ifade edilmesini ister. Karşısındakinin hayatına, fikirlerine, yaşantısına saygı duyar. Din ahlakına uygun olmayan, hatta dinsiz, ateist ideolojilerin ve fikirlerin dahi rahatlıkla anlatılabilmesini ister, ki böylece bu fikirlere karşı gereken cevabı ilmi ve fikri olarak tam verebilsin. Düşüncelerin, ideolojilerin baskı altına alınıp yasaklanması Müslüman için bir kolaylık değil, tam tersine tebliğini zorlaştıracak, ilmi mücadelesini daha güç hale getirecek bir durumdur. Herkesin her düşünceyi açıkça ifade edebildiği bir ortamda din daha kolay gelişir ve güçlenir.
Biz milletimiz demokrasinin ve özgürlüğün olduğu bir ortamda yaşamasını istiyoruz. Dinin Resulullah (sav)'ın dönemindeki gibi yaşanması için demokrasi şarttır.
Üstelik bir Müslüman her insanın Allah'ın takdir ettiği kaderi yaşadığını, karşısındaki ateistse onu Allah'ın o şekilde yarattığını, dinsizse Allah'ın ona bu durumu takdir ettiğini, başka bir dine mensupsa bunun da Allah'ın dilemesiyle olduğunu bilir. Bu kimselere karşı şefkatle, anlayışla, sevecenlikle yaklaşır. Kendisi düşüncelerini ifade etmekte ne kadar özgürse, onların da o kadar özgür olmasını ister. Kendisi dinini yaşamakta, ibadetlerini yerine getirmekte ne kadar özgürse, onların da diledikleri gibi yaşamalarında o kadar rahat olmalarını ister. Elbette bu ahlaksızlığa, zulme göz yumması ya da bunları görmezlikten gelmesi anlamına gelmez. Ama buna karşı mücadelesi, karşısındakini ezerek, baskı altına alarak, konuşmasını, yazmasını, anlatmasını engelleyerek değil, ona sabırla, güzel sözle, tevazuyla, sevecenlikle ve saygıyla doğruyu anlatarak olur. Daha önce de belirttiğimiz gibi Müslüman tüm insanların hidayet bulmasıyla değil, onları güzele davet etmekle yükümlüdür. Hidayeti verecek olan Allah'tır. Müslüman davette bulunur, baskıda değil.
Görüldüğü gibi İslam'ın özünde düşünce, inanç ve ifade özgürlüğü vardır. Bazı insanlar demokrasinin insanlık tarihine Eski Yunan'la birlikte girdiğini zanneder. Oysa insanlara demokrasiyi öğreten Allah'tır. Hz. Adem (as)'dan bu yana tüm peygamberler özgürlüğün, hür düşüncenin, fikirlere saygının gerçek temsilcisidirler. Demokrasi denildiğinde insanların aklına gelen özgürlük, adalet, kimseye baskı yapılmaması, her insanın birinci sınıf vatandaş olması, insanlara saygı duyulması, güven duyulması, insanların fikrinden dolayı yargılanmaması gibi tüm kavramların özü din ahlakında mevcuttur. İnsanlar bunları tarih boyunca Allah'ın indirdiği hak dinler vesilesiyle öğrenmişler ve en güzel örneklerine de hak dinlerin yaşandığı dönemlerde şahit olmuşlardır. İnsanlara düşüncelerinden dolayı zulmedildiği, farklı ideolojilere sahip olanların ezildiği, farklı din mensuplarının aşağılandığı, sanatın, bilimin, mimarinin öldüğü, insanların yaşama sevinçlerini yitirip adeta birer robota dönüştürüldükleri, kitap yakmaların, cinayetlerin, katliamların, soykırımların yaşandığı dönemlere baktığımızda ise ya dinsiz, ateist ideolojilerin ya da dini özünden kopararak radikal bir zihniyetle yorumlayanların etkisini görürüz.
Allah'ın hak dininin, Allah'ın emrettiği şekliyle yaşandığında insanların özlemi içinde oldukları gerçek adaletin, demokrasinin, saygı ve sevginin yaşanacağını delilleriyle anlatmaya geçmeden önce, Allah'ın ve Peygamberimiz (sav)'in güzel bir müjdesini hatırlatmak isteriz: Demokrasi, kardeşlik, sevgi, dostluk, barış pek yakında Allah'ın izniyle, tarihte eşi görülmemiş bir şekilde tüm dünyaya hakim olacak, insanlar imanın neşesini, sevincini, bereketini doya doya yaşayacaklardır. Ayetlerin işaretlerinden, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinden ve büyük İslam alimlerinin sözlerinden açıkça görüldüğü üzere içinde yaşadığımız dönem ahir zamandır. Ahir zamanın çileli, sıkıntılı, zor günleri Hz. İsa (as)'ın ve Hz. Mehdi (as)'ın vesilesiyle bu yüzyılda son bulacak, dünya yepyeni aydınlık bir döneme girecektir. (Bu konuyla ilgili detaylı bilgi öğrenmek isteyenler, www.hazretimehdi.com adresine bakabilirler.) Allah'ın varlığını ve birliğini en güzel ve hikmetli şekilde anlatmak ve insanlara Kuran'daki ve Asrı Saadet dönemindeki İslam'ı tanıtmak ise yakın gelecekte kavuşacağımız aydınlık günler için çok önemli bir zemin hazırlamaktadır. Temmenimiz Allah'ın bu eseri de söz konusu güzelliklere vesile kılması ve "insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini" gördüğümüz günlerin bir an önce gelmesidir.
İttihad-ı İslam'da Kuran'da tarif edilen demokrasi yaşanır, her yer güzel ve güvenli olur.
|