Hz. Musa yaşlı kişiyle yaptığı anlaşmaya uydu. Yıllarca Medyen'de kaldı. Konuştukları süre dolunca artık Hz. Musa'nın anlaşması da sona ermiş oluyordu. Süre tamamlanınca Hz. Musa ve ailesi Medyen'den ayrıldılar. Hz. Musa ailesiyle yolda giderken, yakınından geçtiği Tur Dağı tarafında bir ateş gördü. Hz. Musa bu ateşi gidip getirebileceğini, ondan ısınabileceklerini ya da orada bulunan kişilerden bir haber alabileceğini düşündü:

Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm." dedi. (Kasas Suresi, 29)

Hz. Musa'nın, ateşin yanına giderken ailesinin güvenliğini düşünerek onları yanına almaması ve tek başına gitmesi yine Allah'ın ona verdiği aklın bir örneğidir.

Hz. Musa Tur Dağı'ndaki ateşin yanına vardığında, çok büyük bir gerçekle yüz yüze geldi. Allah, Hz. Musa'ya bir çalıdan seslendi ve ona vahiyde bulundu. Allah bu ilk vahyi Kuran'da şöyle haber verir:

Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)

Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."
"Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."
"Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."

"Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
(Taha Suresi, 11-14)

Bu, Hz. Musa'nın aldığı ilk vahiydir ve artık o Allah'ın elçisidir. Allah onu elçi olarak seçtiğini bildirmiştir. Allah ona bir ağaçtan seslenmiştir ve insanın dünyada ulaşabileceği en şerefli makamla şereflendirmiştir.

Tur'da gerçekleşen bu olayda dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Allah'ın Hz. Musa ile konuşması… Allah bir ağaçtan Hz. Musa'ya seslenmiştir. Allah, Hz. Musa'ya konuşacak kadar yakındır.

Hz. Musa'nın Allah'tan vahiy aldığı sırada vermiş olduğu cevaplar, onun samimiyetine dair örneklerle doludur. Hz. Musa, korktuğunu, çekindiğini, kendisine tam güvenemediğini Allah'a çok samimi bir şekilde söylemiş ve O'ndan yardım dilemiştir. Bunun için, konuşması daha akıcı olan kardeşi Hz. Harun'un kendisine yardımcı olarak verilmesini istemiştir:

Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.""Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum." (Kasas Suresi, 33-34)
"Kardeşim Harun'u"
"Onunla arkamı kuvvetlendir."
"Onu işimde ortak kıl,"
"Böylece Seni çok tesbih edelim."
"Ve Seni çok zikredelim." (Taha Suresi, 30-34)

Hz. Musa'nın Hz. Harun'u yardımcı olarak istemesindeki bir diğer neden de, yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Allah'ı çokça zikredebilmektir. Hz. Musa, eğer iki kişi olurlarsa Allah'ı daha çok anacaklarını düşünmüştür.

Allah, Hz. Musa ve Hz. Harun'a Mısır'ın hakimi olan Firavun'a gitmelerini emretmiştir. Ancak, Hz. Musa ile Hz. Harun'u Firavun'a gitmeden önce uyarmış, daima Kendisini anmalarını ve bunda hiçbir şekilde gevşeklik göstermemelerini emretmiştir:

"Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın." (Taha Suresi, 42)

Allah'ın bu emri üzerine Hz. Musa, samimi üslubuyla kalbindeki korkuyu tekrar dile getirmiştir .

Hz. Musa'nın bu cevabına karşılık Allah, ona bir defa daha onunla beraber olduğunu, onu gördüğünü ve duyduğunu hatırlatmıştır. Ayrıca Hz. Musa'ya ve Hz. Harun'a Firavun'a gidip, İsrailoğulları'nı kendileriyle beraber yollamasını istemelerini emretmiştir:

"Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azab verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun." (Taha Suresi,47)

Bu şuurla hareket eden Hz. Musa ve Hz. Harun, Kuran'daki ifadeyle "suçlu-günahkar bir kavim" olan Firavun ve çevresine gitmişlerdir:

Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi. (Yunus Suresi, 75)

Kuran'da Hz. Musa ile Firavun arasında geçen konuşmalar aktarılmaktadır. Bu konuşmalarda Firavun'un soru ve cevaplarına baktığımızda, çok çarpık ve çelişkili düşünceleri olduğu göze çarpar. Hz. Musa'nın Firavun'la olan bir diyaloğu şu şekildedir:

(Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"
Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."
(Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"
Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."
"Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."
"Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.
Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız."

(Taha Suresi, 49-55)

 

Oysa Firavun ve çevresinin 'yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz?' şeklindeki söz konusu suçlamaları, tamamen samimiyetsiz bir iftiraydı. Hz. Musa Mısır'a hakim olmayı değil, sadece Firavun'un, İsrailoğulları'nı kendisi ile göndermesini istiyordu. Hz. Musa'nın talebi, köle olarak kullanılan ve sürekli zulüm altında bulunan İsrailoğulları'nın serbest bırakılması ve onların Mısır'dan gitmelerine izin verilmesiydi:

Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."

"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder." (Araf Suresi, 104-105)

Ancak bu talebe hiçbir şekilde yanaşmayan Firavun, Hz. Musa'ya karşı çeşitli yöntemler denedi. Bunların biri, duygusallığı tahrik etmekti.

Firavun ve çevresi de ortada dosdoğru yol varken bunu benimsemek yerine inkarcılığı seçiyor ve azgınlık yolunu benimsiyorlardı.

Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";
"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."
(Araf Suresi, 111-112)

Galip geleceklerinden o kadar emindiler ki buluşma yerinin ve zamanının da Hz. Musa tarafından seçilmesine izin verdiler:

Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"

"Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tesbit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.

(Musa) Dedi ki: 'Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)." (Taha Suresi, 57-59)

Hz. Musa ayette geçen "buluşma zamanı" için bayram gününde insanların biraraya toplanacağı bir zaman seçmişti. Çünkü bu buluşmaya bütün insanların şahit olmasını istiyordu. Bu son derece akılcı bir seçimdi; böylece insanlar Hz. Musa'nın tebliğine ve Firavun'la büyücülerinin uğradığı yenilgiye şahit olabileceklerdi.

Hz. Musa'ya karşı hünerlerini ortaya koymaları için Mısır'ın dört bir yanından toplanan bütün sihirbazlar, Firavun'a geldiler. Firavun kendisinin mutlaka üstün geleceğini düşünüyordu. Böyle bir mücadelenin ardından o ve çevresindekiler kendi hükümdarlıklarını koruyacaklardı. Büyücüler ise bu mücadeleyi kazanırlarsa Firavun'dan nasıl bir armağana ulaşacaklarını merak ediyorlardı:

"Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler." Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?", "Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." (Araf Suresi, 112-114)

Firavun, kendince saltanatını pekiştirecekti, büyücüler de Firavun'a yakın olacak ve menfaat elde edeceklerdi. Bir tarafta Mısır'ın tüm bilgin büyücüleri, diğer tarafta ise daha önceden tanıdıkları ve köle bir kavmin mensupları olan Hz. Musa ve Hz. Harun vardı. Kimin önce başlayacağına Hz. Musa'nın karar vermesini kabul ettiler:

Firavun'un büyücüleri, sergiledikleri ilüzyon numaralarıyla halk üzerinde büyük bir itibar kazanmış durumdaydılar. Bunu ise Firavun'un saltanatını güçlendirmek için kullanıyorlardı. Her türlü büyüyü 'Firavun'un gücü adına" yapıyorlar ve böylece Firavun sistemini ayakta tutuyorlardı. Firavun ise bu büyücülere maddi çıkar sağlıyordu.

Büyücülerin yaptıkları gösteriler hileli bile olsa görenleri etkiliyordu. Kuran'da bildirildiğine göre, halk dehşete düşerken Hz. Musa da bundan etkilendi ve içi korkuyla doldu. Çünkü Hz. Musa da bu illüzyon nedeniyle ipleri ve asaları koşuyor gibi görmüştü. Allah, korkmaması için Hz. Musa'ya hatırlatmada bulundu:

Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.
"Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."
"Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."
(Taha Suresi, 67-69)

Hz. Musa, Rabbimizin bu hatırlatması üzerine hemen büyücülere dönerek onların yaptıklarının bir büyü olduğunu ve Allah'ın onu geçersiz kılacağını haber verdi:

...Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus Suresi, 81)

Bu sözlerinin ardından Hz. Musa da asasını attı. Sonuç, büyücüler için dehşet vericiydi. Onlar bir şeyleri koşuyormuş gibi göstermeye çalışıp insanları kandırırken Hz. Musa'nın asası onların tüm büyülerini yutmuştu. Allah bu olayları ayetlerde şöyle haber vermektedir:

Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.
Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.
Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.
(Araf Suresi, 117-119)

Sihirbazlar bunun gerçek bir mucize olduğunu ve Allah'ın varlığının ve Hz. Musa'ya olan desteğinin bir delili olduğunu anladılar ve hemen iman ettiler:
Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.
"Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.
"Musa'nın ve Harun'un Rabbine..."
(Araf Suresi, 120-122)

Bir anda herşey tersine dönmüştü. Galip geleceğinden son derece emin olan ve halkın önünde Hz. Musa'ya karşı mücadeleye girişen Firavun yenilmiş ve büyücüleri de Hz. Musa'ya iman etmişti. İlk başta Firavun büyücülerin iman etmelerini kabullenemedi. Çünkü sapkın inancına göre herşeyin (insanların dahi) sahibi kendisiydi ve iman etmeleri için de insanlara onun izin vermesi gerektiğini zannediyordu

Kuran'da bir kaç yerde, bu esnada iman eden büyücülerin kararlı sözlerine yer verilmiştir:

...O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız." Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih edip-seçmeyiz. Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin." (Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimize döneceğiz" dediler. Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimizin ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. "Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." (Araf Suresi, 125-126)

"Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimize dönücüleriz. Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz." (Şuara Suresi, 50-51)

 

 

Peygamberler Tarihi
Hz. İbrahim
Hz. İsmail ve Hz. İshak
Hz. Lut
Hz. Yusuf
Hz. Musa
Hz. Süleyman
Hz. İsa
Hz. Muhammed


© 2004 Muhammed Hasenoğlu www.muhammedhasenoglu.com
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.
danisma@muhammedhasenoglu.com