Bir Müslüman, Allah'ın kendisinden razı olacağı ve cennete uygun olan ahlakı güzel görür ve bu ahlakı en güzel şekilde yaşamayı hedefler. Oysa insanlardan bazıları böyle bir hedeften gafildirler. İçlerinde, Allah'ı razı edebilecekleri güzel ahlaka ait özellikleri kazanma isteği duymazlar. Sadece dünyada kendilerini ayakta tutacak, yaşamalarını, yalnız kalmamalarını, istedikleri insanlarla dostluk kurmalarını, dünyevi hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak _yani toplum tarafından kabul görecek kadar bir kişilik ve ahlak seviyesinde olmayı yeterli görürler. Bu dar bakış açısıyla belirledikleri hedefleri, onların Allah'ın hoşnut olacağını bildirdiği ahlaka özenmelerine engel olur. Allah'ın rızasına, rahmetine ve cennetine ulaşmayı hedeflemek yerine belirttiğimiz gibi vasat, sıradan dünyevi hedefleri olan insanlardan biri olmayı tercih ederler. Bu hedefleri elde etmek onlar için yeterlidir. Oysa bir insanın yaratılışındaki asıl amaç bu dünyevi hedeflerin çok üstünde, bambaşka bir amaçtır.

Allah Kuran'da, "O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı..." (Mülk Suresi, 2) şeklinde belirterek insanın yaratılışındaki amacı haber vermektedir. Kuran'da başka bir ayette de Rabbimiz, bu amacın farkında olmadan son derece basit ve yüzeysel bir anlayış içinde yaşama gayesinde olan insanlara şu soruyu sormaktadır:
Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız? (Müminun Suresi, 115) |
nsan dünyada bulunduğu imtihan süresi boyunca Kuran'a uymakla, her düşüncesinde ve tavrında Allah'ın rızasını aramakla, vicdanını kullanmakla, güzel ahlakı yaşamakla ve ahirette kendisine fayda sağlayacak işler yapmakla sorumludur.
Gerçekten Allah'tan korkan, cehennemden sakınan bir insanın yapması gereken, kendini ve çevresindekileri kandırmaya çalışarak dindar görünmek değil, gerçek dindarlığı yaşamaktır.
Gerçek dindarlık ise insanın nefsi ile çatışsa da, dünyevi çıkarlarına ters gelse de Kuran ahlakından hiçbir şekilde taviz vermemesidir.
İyilik ve İyiler Ne Anlama Gelir?
Günümüzde iyilik ve kötülük göreceli bir kavram haline gelmiş, herkes içinde bulunduğu topluma, sosyal yaşantısına, hatta çıkarlarına göre iyilikler ve kötülükler belirlemiştir. Örneğin günümüzde sokak köpeklerine sahip çıkarak onların haklarını korumak çok önemli bir iyilik alametidir. Veya afet bölgesine bir kamyon eşya gönderilmesine aracı olmak, bunun için birkaç telefon açmak "yardımsever" sıfatını almak için yeterlidir. Ya da bir yardım kulübünde bir araya gelerek, birkaç okulun duvarlarını boyatmak, birkaç çocuğun okul gereksinimlerini karşılamak bu insanlara ömür boyu yetecek bir hayır işi olarak değerlendirilir. Bu hayrı yapan kişi yaptığından dolayı çok büyük bir gurur duyar, çevresindeki kişiler de "Ne kadar iyi bir insan" diyerek onu takdir ederler. Bunlar elbette ki güzel davranışlardır , ancak bu tür kısıtlı girişimlerin dünyadaki kötülüklerin tamamen yok olması için yeterli olmayacağı çok açıktır. Aslında bu tür yardımlarda bulunan insanlar da bu gerçeğin farkındadırlar. Yani yaptıklarının büyük bir fedakarlık gerektirmediğini bilirler. Hatta bazıları, yaptıkları ile sadece toplumdaki ve yakın çevrelerindeki itibarlarının yükseldiğini, aynı zamanda da boş vakitlerini değerlendirecek bir meşgale bulduklarını düşünürler. Bu girişimlerinin bir başka nedeni de vicdanlarını rahatlatmaktır.

"İyiler"in hedefi burada sayılanlardan çok daha büyük bir hedeftir. Kayıtsız şartsız iyilerden olmaya ve ömrünün sonuna kadar iyilere destek vermeye karar veren insanların oluşturacağı "iyilerin ittifakı", kısa sürede çok güçlenir ve çok önemli sonuçlar elde eder. Kötülerin ittifak ederek dünyanın her yerine yaydıkları kin, nefret, acımasızlık, samimiyetsizlik, yalancılık, zalimlik gibi özellikler ancak iyilerin bu ittifakı sayesinde yeryüzünden kaldırılabilir, bu ahlaka sahip insanlar tamamen etkisiz ve zararsız hale getirilebilir.
Yukarıdaki hedeflerin hiçbiri insanlara uzak, hayali ve gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünmemelidir. Çünkü iyilerin ittifakına dahil olmak her insan için son derece kolaydır. Bir ev hanımından lise öğrencisine, esnaftan profesöre kadar vicdan sahibi, güzel ahlakı bilen ve bu ahlakın insanlar arasında yaşanmasını isteyen her insan iyilerle ittifak edebilir.
Ancak bunun için tüm ön yargılarınızdan, şimdiye kadar yaptığınız değerlendirmelerden ve size öğretilen doğru ve yanlışlardan tamamen kurtulmalısınız. Daha sonra çevrenize dikkatle bakmanız ve gerçek iyilerle gerçek kötülerin kimler olduklarını tespit etmeniz gerekir. Bu tespiti yaparken de kendinize tek bir ölçü almalısınız: Bu ölçü Rabbimizin bize yol gösterici olarak indirdiği Kuran'dır. Çünkü gerçek iyileri ve gerçek kötüleri sadece Rabbimiz bilir ve Kuran'da da bize iyilerin ve kötülerin özelliklerini ayrıntılı olarak bildirir.
Kuran'da İyiler ve Kötüler
Bir insanın kötü bir ahlaka sahip olmasının tek nedeni Allah'a ve ahiret gününe iman etmemesi ve Allah'tan korkup sakınmamasıdır. Yeryüzünde var olan tüm kötülükleri bir an için aklınızdan geçirin; adaletsizlik, kıskançlık, haksız yere masum bir insanı öldürmek, kin, nefret, sevgisizlik, acımasızlık, sinsilik, hainlik, zalimlik… Bunların hepsi Allah'ın Kuran'da insanları men ettiği özelliklerdir ve Allah bu kötü ahlaka sahip insanları ahirette sonsuza kadar azaplandıracağını bildirmiştir. Dolayısıyla Allah'tan korkup sakınan bir insanın "kötü" olması imkansızdır. Allah'ın insanları kötülüklerden sakındırdığı ayetlerinden bazıları şöyledir:

… Biz Kitabı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, yakınlara vermeyi emreder; çirkin utanmazlıklardan (fahşadan), kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir, umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. (Nahl Suresi, 89-90) |
İnsanların bir bölümü Allah'a ve ahiret gününe kesin olarak iman etmediklerini, ancak yine de yaygın olan birçok kötü ahlak özelliğine sahip olmadıklarını söyleyebilirler. Fakat şu kesin ve açık bir gerçektir ki, bir insan hayatı boyunca hiçbir kötülüğe bulaşmamış dahi olsa, bir gün çıkarları ciddi şekilde zedelendiğinde bu kişinin her türlü kötülüğü yapması beklenebilir. Örneğin hayatı boyunca gece gündüz çalışarak elde ettiği işini ve kariyerini kaybetme riski söz konusu olduğunda, fakir kalmaktan veya canını kaybetmekten korktuğunda bu insanın çıkarları için diğer insanlara rahatlıkla kötülükte bulunabileceği açık bir gerçektir.

Bu tür kişilerin örneklerine hayatımız boyunca sık sık rastlarız. Örneğin işyerinde bir hata yapan ve bu hatasından dolayı işinden kovulmaktan korkan biri kolaylıkla bu hatayı başkasına yükleyebilir. Veya hayatı boyunca rüşvet almaz, kanunlara karşı gelmez, ancak paraya çok fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde, örneğin oğlunun hastane masraflarını karşılaması gerektiği bir anda rüşvet almayı makul görebilir.
Allah korkusu olmayan bir insan dünyanın en güzel ahlaklı, en dürüst insanı olduğunu söylese dahi bu kesinlikle inandırıcı olmaz. Belki gerçekten de hırsızlık yapmaz, yalan söylemez, ama pek çok kötü ahlak özelliğini üzerinde barındırabilir. Örneğin çevresindeki insanlara karşı insancıl, şefkatli, sevecen ve dostça bir tavır göstermez, alaycı ya da aşağılayıcı bir tavır takınır. Sözleri ve şakaları ile insanları iğneler, her konuşmasında onlara huzursuzluk verir. Veya kumar oynamayan biri, çevresinde herkesin kumar oynadığı ve kumar oynamanın normal karşılandığı bir yerde kumar oynayabilir.

Allah korkusu olmadığı için iradesi herhangi bir koşulda kolaylıkla kırılabilecek ve kötü bir ahlaka yönelebilecek bir insanın, gerçek iyilerden olduğunu söylemek mümkün değildir.
Bir de hayatının her anında ahlaksızlık yapan, insanlara huzursuzluk, tedirginlik veren, onları aşağılayan, dolandıran, incitici sözler kullanan, insanlara değer vermeyen, sadece kendisini düşünen, dedikoducu, kötümser, saldırgan, yalancı insanlardan olup da, arada sırada sokaktaki bazı fakirleri giydirip doyuran, onlara yardımda bulunanların da gerçek iyilerden oldukları söylenemez. İyi insanların tüm hayatlarında doğruluk, dürüstlük, adalet, candanlık ve samimiyet hakimdir.
Ancak şu yanlış anlaşılmamalıdır; insanların elbette ki hataları veya eksik yönleri olabilir. İyi ve samimi niyetli bir insan bu hatalarının ve eksikliklerinin farkına vardığında bunları hızla telafi etmek için çaba sarf eder, vicdanının ve gücünün yettiği oranda en güzel ahlakı göstermeye çalışır.
Allah'tan korkup sakınan bir insan sadece belli durumlarda değil, her koşulda güzel ahlak gösterir. Ahlakının güzelliği kişilere, olaylara veya imkanlarına göre değil, ahiretteki zorlu ve dönüşü olmayan sorgulamaya göredir. Bu nedenle de ahirette sorgulanırken hesabını veremeyeceğini düşündüğü hiçbir harekette bulunmaz, tek kelime söylemez. Aksine ahirette karşılaşmaktan dolayı sevinç duyacağı güzelliklerin peşinden gider. Allah bir ayetinde insanların ahiret gününü düşünmelerini şöyle bildirir:
Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi Kendisinden sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır. (Al-i İmran Suresi, 30) |

Sonuç olarak bir insanın Allah'tan korkması o insanın iyilerden olduğunun bir göstergesidir. Allah'tan korkup sakınmayan biri ise doğal olarak kötülerin ittifakının bir mensubudur. Belki her zaman kötülerin ittifakında fiili olarak yer almaz, ama her an kendisi için kötülük yapmaya uygun koşullar oluşabilir ve bu kişi bilerek ya da bilmeyerek kötülerin yanında iyilere karşı mücadeleye girişebilir.
Allah Kuran'da, "Allah Katında canlıların en kötüsü, şüphesiz inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar." (Enfal Suresi, 55)hükmüyle insanların en kötülerinin kimler olduğunu zaten tüm inananlara bildirmiştir. Öyle ise iyilerle birlik etmek isteyen bir insan, mutlaka Allah'tan korkup sakınan insanların yanında yer almalıdır.
Bir İnsanın Gerçek Niyetini Davranışları Gösterir
İyilerin kimler olduklarını belirlerken göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir nokta daha vardır: Bu da insanların büyük bir bölümünün Allah'a ve Kuran'a iman ettiklerini söylemelerine rağmen, yaşantılarıyla ve savundukları değerlerle Kuran ahlakına ters düşmeleridir. Allah, Bakara Suresi'nde Allah'a ve ahiret gününe iman ettiğini söyleyen, ancak gerçekte yeryüzünde fesat çıkaranlardan olan bu insanların gerçek yüzlerini şöyle bildirmektedir:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır. Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde:
"Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşükakıllılar kendileridir; ama bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (Asıl) Allah onlarla
alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. (Bakara Suresi, 8-16)
|
Allah Kuran'da iyilerin ve kötülerin kimler olduklarını, hangi özelliklere sahip olduklarını, üsluplarını, diğer insanlara ve dünyaya bakış açılarını açıklamıştır. Samimi olarak iyiliği arayan bir insanın ilk olarak yapması gereken şey Kuran'da iyilerin özelliklerini görüp çevresindeki insanlarda bu özellikleri aramasıdır. Aynı şekilde kötülerin Kuran'da bildirilen özelliklerini görmek günümüzdeki kötüleri tanımak için de bir ölçü olacaktır.

Günahkar, haram yiyen, Allah'a ortak koşan, anne ve babalarına karşı saygısız ve vefasız, kolaylıkla kendi çıkarı için masum bir insanı öldüren, kötülüğü emreden, iyilikten alıkoyan, cimri, Allah'ı unutmuş, aşağılık, söz getirip götüren (gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), hayrı engelleyen, saldırgan, zorba-saygısız, Allah'ın ayetleri okunduğunda veya dinden söz edildiğinde "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen, bir avuç toprak veya su için insanları katleden, çocuk, yaşlı, kadın, erkek ayırmadan insanları yurtlarından çıkaran, işkencelere uğratan ve bunları yapanlara ses çıkarmayan, Kuran'ın bir bölümüne inanıp bir bölümüne inanmayan, bozgunculuk çıkaran, dirlik ve düzeni bozan, diğer insanlarla veya topluluklarla alay eden, insanlara kötü lakaplar takan, dedikodu yapan, iftira atan, insanların gizli yönlerini araştıran, zanda bulunarak insanlar ve olaylar hakkında kesin hükümler veren ve bunları insanlar arasında yayarak kışkırtıcılık yapan, zalim, cahil, bencil, keskin diliyle insanları eleştirerek inciten, hain, fasık, büyüklük taslayan, gafil, yalan düzüp uyduran, azgın, akıl erdirmeyen, laf dinlemeyen, umutsuz, inatçı, kendini beğenmiş, şımarık, böbürlenen, kibirli, hak karşısında direten, nankör ve şüpheci…

Yukarıda sayılan sıfatlar Allah'ın Kuran'da kötüleri anlatmak için kullandığı tanımlamalardan bazılarıdır. Allah'ın Kuran'da iyiler için bildirdiği özelliklerden bazıları ise şöyledir:
Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden, iyiliği emredip kötülüklerden sakındıran, zekatı veren, Allah'ın sınırlarını koruyan, mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene veren, namazı dosdoğru kılan, bir söz verdiğinde sözüne vefa gösteren, zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabreden, sadık, dürüst, samimi, şefkatli, esirgeyici, ihlaslı, müminlere düşkün, kerim, sevgi duyarlılığı olan, güvenilir, temiz, itaatli, alçakgönüllü, vaadinde doğru, yumuşak huylu, gönülden Allah'a yönelen, azim sahibi, sabırlı, teslimiyetli, basiretli, ferasetli, hikmetli konuşan, saygın, onurlu, kınayanın kınamasından korkmayan, cesur, itidalli, hoşgörülü, merhametli, şerefli, müjde veren, mutlu ve bahtiyar, efendi, daima güzel söz söyleyen, iffetli, salih…

Kuran'da Allah'ın bildirdiği bu güzel ahlaka ait özelliklere sahip olmayan, hatta bu özelliklerin tam aksi yönünde hareket eden insanların "iyilik" adına ortaya çıkmaları, insanlara zulmederken, zulme karşı olduklarını iddia etmeleri, iftira atanları kınarken, kendileri başkalarına iftiralarda bulunmaları, suçlu ve sahtekar olmalarına rağmen insanlara karşı masum ve dürüst bir kişi rolünü üstlenmeleri onların ne kadar samimiyetsiz ve ikiyüzlü insanlar olduklarını göstermektedir. Bu nedenle iyilerle ittifak etme kararında olan bir insan çevresindeki tüm olayları ve gelişmeleri dikkatle analiz etmeli, sonuç çıkarırken çoğunluğu değil, sadece Kuran'ı ölçü alarak, vicdanının sesini dinlemelidir.
|